MADON’un Hikâyesi
MADON’un hikâyesi, mimarlık pratiğinin içinde başladı.
Doğal malzemeler her zaman tasarım yaklaşımımın merkezindeydi. Mermerin damarları, ahşabın sıcaklığı, camın ışıkla ilişkisi... Malzemeyi yalnızca bir yüzey değil, tasarımın karakterini belirleyen temel bir unsur olarak gördüm.
Mobilya ve objelere duyduğum ilgi, zamanla malzeme seçimlerini, oranları, birleşimleri ve işçilik detaylarını daha yakından incelememe dönüştü. Atölyelerde ustalarla çalışırken iyi tasarımın yalnızca çizimle değil, malzeme bilgisi ve ustalıkla tamamlandığını gördüm.
Türkiye’nin doğal taşlarını ve zanaatkârlarını tanıdıkça bu ilgi başka bir anlam kazandı. Bu coğrafyanın malzemesi ve ustalığı dünyanın farklı yerlerinde tasarım ürünlerine dönüşürken, taşın kökeni ve onu şekillendiren eller çoğu zaman görünmez kalıyordu.
Malzeme buradaydı.
Ustalık buradaydı.
Üretim bilgisi buradaydı.
MADON, bu değerleri özgün ve çağdaş bir tasarım diliyle buluşturma isteğinden doğdu.
Mimarlık pratiğim bana bir mekânın karakterini her zaman büyük mobilyaların belirlemediğini gösterdi. Bazen küçük bir sehpa, tabure ya da obje, o mekân ve içinde yaşayan kişi hakkında çok daha fazlasını anlatır.
Bu nedenle MADON, mobilya ile obje arasındaki sınırda duran parçalar tasarlıyor. Her parça, malzemeden objeye uzanan bir dönüşüm olarak ele alınıyor. Form, malzemenin karakterini bastırmak yerine onu görünür kılıyor.
Tasarım anlayışımız, bulunduğu mekâna kendi karakterini bırakan objeler yaratmak.
MADON için yerellik, bu coğrafyanın malzemesine ve üretim bilgisine çağdaş tasarımla yeni bir ifade kazandırmak demek.